|
|
Elektronik İçin Ek (26/09/2006)MÜYRA için iç rahatlatması adına edindim. Faydasını da gördük, işimizi de bozdu. Hala kararsızım. Ama en iyisi geleneksel navigasyonlarına güvenmek ve kağıt haritaya mevki koyarak (GPS ile koyuyorsanız mümkünse kerterizle teyit etmek) gitmek galiba... Davis Yeke Sabitleyici
İçin Ek (26/09/2006)
MÜYRA'da cephenin ucu üzerimizden geçerken tepemize yıldırım düşmez inşallah diye camadanlı ana yelkeni kaçık kullanıp yekeyi hafif rüzgaraltında bağlayarak 45 dakika eylememizi sağladı. Mutlaka edinin! Davis Yeke Sabitleyici
(02/07/2006)
Geçen yıl cimriliğim tuttuğundan Davis yeke sabitleyici almamıştım ve kıç omuzluklardaki koçboynuzlarından yekeye bir halat gererek dümeni sabitliyordum. Ancak özellikle dalgalı denizlerde bu halat çok kolay kurtulup çıktığından ve dümeni kaçık bağlama gibi bir şansım olmadığından, bu yıl satın almaya karar verdim. Hey-hat! Sezon başında ürün ithal edilmemişti. Haziran ayı ortasına kadar beklemem gerekti. Üç hafta kadar önce montajını yaptıktan sonra (bu arada en iyi kullanımı kıç ayna küpeştesine 45 derece açıyla takacağınız iki kıstırmaçla oluyor ve bu malzeme kitten çıkmıyor), muhtelif havalarda hem motor hem de yelkenle deneme fırsatım oldu. Motor seyrinde gayet iyi dümen tutan sistem, yelken seyrinde 12-14 deniz miline kadar havalarda, yelken trimini de iyi yaparsanız orsada bile gayet başarılı. Hafif denizler olduğunda ise pupa seyrinde rotada durmakta zorlanıyor. Yine de sabitleme vidasını gevşek bırakarak dümen başında durduğunuzda küçük müdahalelerle gayet iyi iş görüyor. Camadan gerektiren havada orsa seyrinde denediğim sistem, dümene binen yükün büyük kısmını kolunuzdan aldığından, geçen yıl 2 saatlik Çamlık Koyu – Fenerbahçe Marina seyirlerinin sonunda canım çıkmış halde olurken, bu sefer gayet dinç kalmamı sağladı. Gördüğüm tek sorun sistemle gelen halatın metrik olmaması (1/4 inç, 6.2 küsur mm ediyor), piyasadaki kıstırmaçlar ise 6mm’ye kadar ve 10mm’ye kadar halatlar için, yine de biraz zorlayarak küçük olanı kullanılabiliryor.Resmi İşlemleri Mutlaka
Kendiniz Yaptırın! (11/02/2006)
Teknemi suya ilk kez indirdiğimde
tescilini yaparak Liman Başkanlığı’ndan Özel Yat Kayıt Belgesi ve
Tonalito Belgesi çıkartmak için bu sektörde faaliyet gösteren bir
“Muameleci Şirket” hizmetlerinden faydalanmıştım. Gerçi görünüşte işler
çok kolay yürümüştü ama teknede bulunması gereken mecburi teçhizatın
toplamından fazla bir bedel de ödemiştim. Bu yıl zaman açısından daha
ferah olduğumdan, ilk yıl vizesi dolan Özel Yat Kayıt Belge’mi kendi başıma
yenilemeye karar verdim. Çıkan bağımsız iki aksilik yüzünden 3-4 günde
bitebilecek süreç toplamda 17 güne yayıldı ve fazladan iki kez Liman Başkanlığı’na
gitmem gerekti ama, sadece 25,63YTL harç ve yol paralarına mal oldu. İşlemleri firmadan hizmet
alarak gerçekleştirdiğimde başvuru için firmaya gitmiş, sörvey için
randevu verilen tarih ve saatte marinaya inmiş, sonra da evrak hazır olunca
bakiyeyi kapatarak teslim almak için de şirkete tekrar gitmiştim. Şirket Beşiktaş’taydı.
Bu yıl bir kez dilekçe vererek başvurumu yapmak için Fındıklı’da
bulunan Liman Başkanlığı’na gittikten sonra, iki kar arası surveyör
arkadaşla bir kez daha randevulaştık. Onu arabamla Fındıklı’dan alıp
marinaya götürdüm, 15 dakikalık işi tamamladığında da
Kartal/Maltepe’ye bıraktım. Ertesi hafta başı evrağımı almak için
gittiğimde kötü bir sürprizle karşılaştım: sörvey raporum o evrak trafiği
içinde yitirilmişti. Neyse, sörveyör ile iletişim kurdum, hemen ertesi gün
yeni rapor yazdı, ben de bunun da yitirilmemesi için 2 saat sonra Liman Başkanlığı’ndaydım.
Harcımı ödedikten sonra ise ikinci kötü sürpriz: evrak basılamıyordu.
Neyse, iki gün bekledikten sonra telefonla teyit alarak Liman Başkanlığı’na
son kez 3 dakikalığına uğrayarak evrakımı teslim aldım. Bu son iki aksilik olmasaydı,
sonuç olarak sadece bir kez fazladan Liman Başkanlığı’na giderek sörveyörü
tekneme götürmek haricinde diğer süreçle tamamen aynı vakti harcamış
olacaktım. Yani aslında “vaktim yok, o yüzden işlemlerimi takip edemem”
de iyi bir mazeret değilmiş. Doğru Tekne Boyu (30/12/2005)Eğitimcim Günay Kaptanın (Kavuk) çok hoş bir sözü vardı: "Doğru tekne boyu, mevcut teknenden 1,5m uzun olanıdır." O sırada kendi yelkenlimin sahibi olmak uzak bir hayal gibi görünüyordu, oysa Amatör Denizci belgemi edindikten sadece 1 ay sonra, kabuğu zaten hazır olan teknemin sahibi oluverdim! Diğer sayfalardan takip ettiyseniz, 1995 Fatih Gorbon tasarımı, One Design 6,10m, son derece denizci bir tekne. Gerçi edindiğim sırada bütçem de daha büyüğünü ne satın almaya, ne de yürütmeye yetmediği için o sıralar daha büyük tasarımları hiç gözetmemiştim bile ama, malum sene-i devriyesi gelince insanoğlu yeni arayışlara giriyor... Bu yıl Aralık ayına çekilen CNR Boat Show'da 7,5 ve 8m, hatta bir tane 33f, bir tane de 10,5m ahşap tasarımlı yelkenlileri ayrıntılı (ve biraz daha bilinçli) inceleme fırsatı buldum. Öncelikle, başlangıç için çok doğru bir teknede karar kılmış olduğumu bir kez daha gördüm. Bütçe konusunu bir kenara bırakırsak, tekne alırken amacınızı, ayırabileceğiniz süreyi (sadece denizde keyfini çıkartmaktan bahsetmiyorum!) ve (en azından eşiniz, misafirleriniz, çocuğunuz için) konfor taleplerinizi çok iyi belirlemeniz lazım. Yarışlara mı gireceksiniz, hafta sonu ya da yaz akşamları birkaç saatliğine hafif esintilerle kafa mı dinleyeceksiniz, marinaya bağlayıp havuzluğunda mı oturmak istiyorsunuz, Marmara'dan çıkacak mısınız?.. Eğer günübirliği aşan seyirler planlıyorsanız, 6-7m civarı teknelerin abrama kolaylığı ve hafif havalarda daha iyi yol yapması avantajları gözden düşüyor, bunun yerine dalgalı (açık) denizde stabiliteden tutun, havuzlukta sırtınızı dayamak, otopilot kullanmak, salon ve mutfak, içinde ayakta durabildiğiniz bir kamara, yattığınızda mezara girmişsiniz hissi vermeyen master kabin gibi unsurları aramaya başlıyorsunuz. Gezdiğim tekneler gerçi sınırlı çeşitlilikteydi ama, gördüğüm kadarı ile 7,5-8m bir teknede iki kamara+salon OLMUYOR! 7,77 Taka projesi uzatılarak 8m'ye çıkartılmış ve çok mantıklı bir kararla kıç master kabin yerine ferah bir salon ve ferah bir baş kabin yerleştirilmiş. Gerçi daha üretim halinde olduğundan içini gezme fırsatı olmadı ama... Özetle, 9m'ye kadar olan modellerde genellikle (sanırım charter müşterileri düşünülerek) salon ferah tutulurken, havuzluğa yemek masası gibi unsurlar eklenmiş. Buna karşın, baş kamaradaki V yatakta 2 yetişkin "samimi" olmadan yatamıyor, master kamarada ise bir kişinin yatağın havuzluk tabanına denk gelen tarafına kelimenin tam anlamıyla sürünerek girmesi gerekiyor. Muhtemelen 1 haftalık gezilerde genellikle güvertede yatılacağı düşünülmüş. Evet, kullanılabilir bir tuvalet kabini, makul bir mutfak ve navigasyon masası, birkaç gün yatıldığında çıldırmanıza neden olmayacak bir master kabin ile bir de misafir kamarası, hatta 2 tane birer kişilik yatağa dönüşebilen oturma grupları, yine makul hacimli dolaplarla 9 metreye sığdırılabiliyormuş. Ama "teknemde yaşayacağım," ya da "yaz başı çıkıp yaz sonu döneceğim" diyorsanız, en azından benim incelediğim modellerden sonra 10,5m şart diyorum. Mutlaka Bulundurun (05/12/2005)
DAK-SAR’ın çok hoş bir yayını var: Köprü Üstü Göz Önü
Dosyası. Rüzgar yönlerinden seyir ışıklarına, yol üstünlüklerinden
denizci bağlarına, basit hava tahmininden küre-koni kombinasyonlarının açıklamalarına
varıncaya dek gerçekten el altında ve göz önünde olması gereken pek çok
temel bilgiyi, gayet dayanıklı ve plastik katkılı bir malzemeye basarak
derlemişler. Yaz sonunda 5YTL’lik bağış karşılığında, Kalamış
Marina çekek yeri girişindeki merkezlerinden edinebiliyordunuz.
Elektronik (20/11/2005)GPS ve chartplotter gibi elektronik seyir yardımcıları, portatif anemometre gibi cihazlar konusunda tekne almayı kafaya koyduğum günden bu yana düşünüyorum. Zaten akü ve elektrik tesisatı bulunmayan benimki gibi küçük bir teknede bu tür çözümlerin büyük kısmı uygulanamıyor ya... Navigasyon konusunda kendinize güvenmiyorsanız, elektroniğe asla güvenmeyin! İlkokul çağlarından beri elektronik ve bilgisayarlarla uğraşan biri olarak, hele deniz şartlarında bunların çok kolay iflas edebileceklerini biliyorum. Eğer 24 saat boyunca kara görmeyeceğiniz açık deniz seyirleri yapmıyorsanız, elektronik çözümlerdense klasik harita ve pusula ile navigasyon çok daha kolay. Ayrıca bunlar mutlaka bilmeniz gereken konular, GPS'iniz bozulur ya da aküleriniz biterse ne yapacaksınız? Oysa elektronik cihazların kullanılması, geleneksel yöntemlerde tembelliğe yol açar. Hesap makineleri hayatımıza girdi, bakkallar 2 ekmek bir sigarayı bile kafadan hesaplayamaz oldu... İlk uzun seyrime (Fenerbahçe Marina - Gölcük/Ereğli, yaklaşık 37 mil) çıkmadan önce bir el GPS'i edinme konusunu çok ayrıntılı biçimde gözden geçirdim. Maddi açıdan, oşinografi dairesinin fiyatları da gözetilince, bir kere yatırım yapıp sonra haritalara para vermemek cazip görünmüştü. Ayrıca varacağım yere daha önce denizden hiç gitmediğimden, nereye bağlanacağımızı bile bilmediğimden, koordinatlarda elektronik destek alacak olmak da iyi olacak gibi görünmüştü. Oysa araştırmalarım sonucunda 450-500€ harcamadıkça ve bir de chart plotter edinmedikçe, GPS'in sadece size koordinat ve hız, yön bilgisi vermekle kaldığını, bunun için de zaten önce konvansiyonel bir harita üzerinde rota çalışıp waypoint'ler belirleyerek bunları GPS'e işaretlemeniz gerektiğini fark ettim. Belki gece seyri söz konusu olduğunda, kerteriz alacak iki fener göremeyeceğiniz koşullarda faydası olabilecek bir cihaz ama, gündüz seyrinde saat başı pusulayla "normal" haritaya mevki koyarak çok rahat bir biçimde gittik. Konvansiyonel bir termometre ve barometre bulundurmakta fayda var, ama yarışmıyorsanız, rüzgar ve tekne hızını virgülden sonra 2 hane bilmenin faydası nedir, bilemiyorum. Dümende gitmeye başladıysanız, fazlaca bayıyorsanız, içiniz rahat etmiyorsa camadan vurun. Yaptığınız maksimum hızı illa bilmeniz gerekmiyorsa, yelkeni basarken ve indirirken saatinize bakın, akşam eve gidince de haritadan mevkiiler arasını ölçerek ortalama hızınızı bulun. Yeterince seyir yaptığınızda zaten 3 mille mi, 6 mille mi gittiğinizi de, sağanağın 19 mu, yoksa 25 mille mi geldiğini de bilirsiniz... |